Sessiz koridorların kindar duvarlarında bir çocuğun göz yaşları yankılanıyordu…Karanlık bir ülkenin karanlık bir tepesindeki alaca bir kulede esaretin yankısıydı bu gözyaşları.Geceler boyu durmayan işkencelerin bitmez tükenmez isyanıydı zamana…Durmadı…
Zaman yavaştı çocuk için,sahibi ise zamanın efendisiyim derdi kendine.Yüzyılların bilgeliğiyle sulanmış iken sahibinin ruhu neden bu kadar karanlıktı eylemleri?Anlamıyordu çocuk bu dengesizliği…16 yaşındaydı ve 10 senedir bu ızdırabın bir kölesiydi…Yorgundu fakat nefret doluydu gücü.İsyanın bir kıvılcımı düşse de ruhuna patlatsam diyordu yüreğimin volkanını …Bir büyücünün gölgesi düşmüştü geçmişine ,intikam kokan bir geleceği doğurmuştu…Ne bilsin ki yağmurdan kaçanların doluya tutulduğunu?Bir hışımdı geldi büyücünün kulesine ,öğrenmek için dengesizliğin dengesini ve aynı dengesizliğin dengesinde esirdi oysa şimdi …
Hıh…Gecenin karanlık saatlerinde, odasının dinsiz gölgelerinde sünmüş bunları düşünüyordu çocuk.Gülümsüyordu arada göz yaşlarını süsler gibi hıçkırıklarla.Dengesizlik olsa da gülüşlerinde bir çocuktu nede olsa…Kırık pencerenin acımasız soğuğuna dalıp gitmişti zaman aheste ilerlerken.Kim bilir efendisi,sahibi yine hangi ayinin hangi dekatındaydı ve kim bilir ki hangi iblisi hapis etmişti iradesinin zincirine?Bunları düşünecek değildi çocuk,dalmıştı bir kere nefretiyle dans eden çaresizliğine…Acıdı kendine,küfür etti.Midesinde acılar, ayağa kalktı büyük bir öfkeyle… Gıcırdayan tavan arasında sert adımlarla salladı sanki diyarı.Camın önünde durdu,bekledi…Gözyaşları doldururken bebeklerini ,nefret dolu bir yumruk salladı kırık olan camın çerçevesine.Hangi madde dayanırdı ki nefretin somutlaştığı eyleme?Yağmurun çıldırmış damlaları intihar saldırıları yaparken diyara bastırıyordu çığlıkları patlayan camların haykırışlarını…Şimşekler ise şaşmazdı zaten başlangıçlara…
Oysa odasında sahip…
Karanlık odasının mumlarla aydınlanmış gölgelerinde kadim cüppesiyle oturuyordu büyücü…Kızıl dumanlar yayan tütsülerin kokusu, kara lotus gibiydi beyindeki etkisi…Büyücü sessiz ,büyücü terliydi karşısında duran iblisin gölgesinde.İçinde iradenin en keskini zorlanıyordu vakit geçtikçe.Alnındaki terler gıdıklar gibiyken tenini hissetmiyordu diyarın seslerini…Beyninde iblisin o lanet sesi,ruhunda o lanet pençelerinin izi…
Onca sessizliğin içinde nice çığlıklar yankılanıyordu ruhlarında ikisinin .Kara bir ayinin ömründeki en zor anıydı büyücü için.Yüzyılların bilgesi bir bedel ödemeliydi tanrılara…Çünkü o hala zamanın bir esiriydi,efendisi sanırken kendini.Bir iblis miydi tanrının silahı?
Büyücü oturduğu yerde heykel gibiydi,gözlerinden kanlar damlarken yanaklarına.Zaman donmuş gibiyken iblisin karşısında,büyücü yoruldu…Büyücünün iradesi zayıf,büyücünün ruhunda ızdırap vardı.Son bir irade patlaması yaşarken büyücü iblis geri çekildi.Bu aciz insanlığın karşısındaki zaferini izlemek için miydi?Bilinmez…Büyücü kanlı gözleriyle gülümsedi.Mumların alevleri dans eder gibi karanlığa, tükendi…Ve artık karanlık bir odada kızıl bir hüzmeydi ölüm.
Oysa karanlık bir koridorun gölgesinde gözü yaşlı ,ruhu nefret dolu bir çocuk vardı.Elinde bir cam parçası,kendi kanlarıyla ıslak…
İlerledi çocuk nefret dolu adımlarla büyücünün odasına.Öfkeden titrerken vücudu zamandan öteydi ruhu…Kapıya yaklaşarak durdu.Kafasını eğmişti varlığına son bir kez bakmak için…Gözüne kapının altından süzülen mum ışıkları takıldı. Hıh.. Gülümsedi çarpıkça ,
“dans eder gibisiniz ,başlangıçları karşılamak istercesine” dedi sessizce…
Bir kahkaha patlatmıştı ki kahkahası büyücüye eşlik. İçeriden süzülen ışık yerini karanlığa terk etmişti…Tüm gücüyle omuzladı kapıyı çocuk ve ulu bir nefretin amansız zamansızlığıyla kızıl bir hüzmenin önündeki gölgeye saldırdı…Elindeki cam önce yukarı sonra bir sevinç nidasıyla aşağıya doğru hızla indi…
Zaman durmuş muydu?Bir kızıl hüzme kanlı bir cam ile aynı noktaya aynı anda inebilir miydi?Kim bilir ki? Kader denilen denge bu kadar kusursuz işler miydi?..
İşlerdi ya…
Büyücü daha mumların dansıyla kaybetmişti kendini ve ruhuyla vücudu aynı anda almıştı darbeyi,en zayıf zamansızlığında…Bir an hüzme kayboldu çocuğun çılgınlığında ki çocuk da aldırmıyordu zaten nefretinden başka bir şeye…
Karanlıklar içine yayıldı iblisin ruhu izlercesine çocuğun çıldırmışlığını.Bekledi…Çocuk ise bitmeyen öfkenin kiniyle vurdu,vurdu vurdu…Bir an durdu delirmiş gözleriyle ,çarpık gülümsemesiyle… Etrafına bakındı…Karanlıklar içinde bir ruh vardı.Dinledi…
Kendini kaybetmiş bir ruhun tedirginliği vardı çocukta.bir hayvan gibi vahşiydi ve ürkekti adımları ,ilerledi gölgelere…Korkusuzdu,yoktu kaybedeceği varlığından başka…Daha da öte aklı değildi ki başında…Dinledi…
Cehennemim çığlıkları gibi yankılandı bir kahkaha karanlıklarda…
“ha ha haaaa!!!!!”
İrkildi ,çığlık attı çocuk .sesiyle bir saldırdı karanlıklara,boş yere esse de cam boşluklarda artık katıksız bir nefretin kuluydu çocuk varlıklar karşısında.
Bir iblis korkar mıydı deliliğin karşısında?Saldırdı bir anda insanoğluna…Seslerini yankıladı çocuğun beyninde…Sendeledi adımları deliliğin bir an.Dondu kaldı boş gözleriyle karanlığın içinde çocuk.İblis ise aldanmıştı bu sakinliğe.Hüzmeler başlandı toplanmaya karanlık gölgeler içinde ve usulca şekil aldı karşısında çocuğun…Kızıl bir ışıktı belki varlığı iblisin kim bilir?Belki de et ve kandı oluşumu.Ne önemi vardı ki çocuk için?Görmüyordu boş bakan gözleri,seziyordu ruhu nefreti…
Aklı değil iken başında iblis konuşuyordu beyninde…
“Kapılar kapandı çocuk….
Yok geri dönüş!!!
Bir sen varsın beni taşıyacak .
Diyarın gölgelerinde,
Gecenin karanlığında…
Ruhun ruhuma köle,
Bedenin bedenime misafirhane…
Direnme…”
Kadim bir ezgi gibiydi sözler çocuğun beyninde,bir ulu nefretin kıvılcımıydı sözler…İradesini kırmış mıydı çocuğun?Gülümsedi çocuk ,tanrıları umursamaz bir bebek gibi…Şaşırdı iblis,zayıfladı irade …Gülüşleri kahkahaya dönüştü çocuğun,yankılar ise rüzgar gibiydi duvarlarda…
İblis şaşkın,iblis kızgın…Atıldı tüm varlığıyla çocuğun ruhuna.Kiniyle nefretiyle ,gücüyle sarmak istercesine sardı alevlerini çocuğun ruhuna…Kahkahalar son buldu , acılar nehir oldu çocukta.Acılar içinde ruhu geçmişin anılarıyla dans eder gibiydi iblisin kollarında,inledi can çekişen itler gibi,kendini kaybeden kadınlar misali…Anılar yaklaştı şimdilere kaybederken çocuk kendini ve bir anda irkildi büzüşmüş bedeni.Düşlerinde canlandı nefretin pencereye inen yumruğu ve ruhunda alev aldı kinin nefreti çaresizliğin vazgeçmişliği…Hızla doğruldu yerinde ,açtı kan dolmuş gözlerini tüm deliliğiyle…Ruhunda irade ,ruhunda iblis,
gök yüzünde tanrılar…Haykırdı tüm çıldırmışlığıyla,alevlendi çevresindeki her şey öfkesinin ateşiyle.değildi hiçbir şey umurunda ne yaratan ne yaratılan…sonsuz bir hiçliğin vazgeçilmez tutkusuydu haykırışlar…haykırdı…
“Yeterrrrrrrrrrrrrrrrrrrrrrrrrrrrr”
Alevler yükseldi odanın içinde kulenin duvarlarında…bir iblis bir hiçliğin ruhunda bir ruh çıldırmışlığın dengesizliğinde.Sallandı yerler çatladı duvarlar,alevler sardı tüm kuleyi yıkıldı duvarlar…Büyük patlamalar ve göğe yükselen haykırış…Bir anda yerle bir oldu yaşanmışlık ve silindi diyardan geriye kalan küllerin sıcak dumanında..
Bir çocuğun zamana isyanıydı ,öfkesi ve haykırışları ve sonucuydu isyanın küller arasındaki çıplak bedeni…
Bir son muydu ?