Blog nedir? . . . Kendine blog oluştur ;)
info |
Günlük Burç
Yazılar

en Dibe...

ost11123766903mn0rq9  

dibe vurmusLuğun verdiği sanci sariyo bedenimi. karanLikLar biLe sakLayamiyo tukenmisLiğimi.. mahfoLmusLuğun kokusu yayiLiyo bos dunyamda, bitirmedik umut birakmiyo. umutsuzLuğum rakip cikiyo dibe vurusLarima, dipte kaLisLarima! birakmiyo pesimi caresizLiğin goLgesi.. yapisiyo yakama nefret, iLerLeyemiyorm.. dibe vuruyorm. dibe vurusLarima aLdirmiyo zaman. her seferinde daha da dibe! boğuLuyorm kari*** oyunLarda.. biriLeri sakLaniyo, biriLeri kovaliyo. sakLanamiyorm! korkuLarimi kovaLamaktanda acizim coğu zaman. sona yakLasmanin farkindaLiği yatistiriyo ciğLikLar koparan yureğimi. her gece katiLi oLuyorm aniLarimn.. tekrar tekrar öLdürüyorm, oLduramiyorm sabahi! vazgeciyorm yasamdaki roLumden. kufrediyorm kendini sasirmis repLikLere.. soğuk sesimLe esLik ediyorm karanLik sarkiLara. bakarken saatin ibresine gecmism sorguya cekiyo beni karanLikta; -"neydin", -"hicbisi".. cevabim suaL birakmiyo geLecege. hayaLLerimi susLeyen guzeL yarinLarm yok, yarinLari yasayacak ruhum yok.. rahat birakmayin beni korkuLarm, birakma pesimi nefret. hadi simdi daha da dibe, en dibe ?!..

Ruh Ve BedeN

Gothic_067 

Ruhum, kapalı kapılar ardında kilitli.
Denize nazır bir yerde bıraktım bedenimi..
Benden ayrıldığında çok uzaklarda olacağını fısıldıyordu kulağıma..
Korkmadım onsuz olmaktan ve belki de kavuşma ümidiydi benim ki..
Dön deme çabası..
Kırgın değilim ruhumu bedenimden ayırmayı başarana..
Üzgün değildim kaldığım uzak diyarlarda..
İnsan bazen vazgeçer sevdiğinden, ruhuna eşdeğer saydığı da olsa…
Ayrılıklar da ölüm gibi gelmez mi zaten hep..
Derin bir acı hissetmez mi insan..
Çözümü zor olan sisli sokaklarda çaresizce dolaşmaz mı?
Mecbur hisseder kendini başını alır gider, geride sadece loş hüzünler, iç sızlatan anılar, kalır..
Ne yapmalı sorusunu defalarca kendine sorar, o kadar sorar ki tek başına yalnızlık oyununu oynamak istemez..
Sahneye çıkmak zorundadır ama..



Perde açılır... Ruh, kapalı kapılar ardında kilitlide olsa, biraz aralar kendini.. Ama yorgundur, ürkmüştür, kendinden emin değildir. Yalnızlığı önünde sonunu göremediği bir yol olmuştur.. Karanlık bir sahnede başlar oyun, bu aslında ruhun bedene savaşıdır..



Ruh söze başlar: ‘ Yıprandım ey beden.. Sevdim riyakarlık gördüm, sevdim sevdiğimden emin, ama ne buldum kırık dökük ruhlar gemisi.. Yıkıntı yürekler, kayıp düşler,kendi olmayıp başka maskeleri yüz seçenler.. Buna rağmen sende can bulmalı mıyım?’



Ardından Beden söze girer : ‘ Biz bir insanı insan yapanız. Bunun farkında mısın? Sen ve Ben birlikte olamazsak nasıl ayakta durur insanoğlu..’



Ruh sinirlenerek: ‘İnsanoğlunun ayakta durup durmaması umurum da değil artık..Ne gördüysem gene onlardan gördüm..


Varlığımı bertaraf ettiler..Kendimi ağlar olarak buldum, gece yarıları sokak aralarında. Sabahlara kadar dolaştım rahatlamak adına. Sonra deniz.. Denizle dertleştim biraz.. Hırçın dalgalarında o bile kendine göre haklıydı ben haksızken.. Sonra rüzgar.. Bana dokunamazsın derken tam.. Sana dokunma gayreti içinde değilim diyerek geçti gitti. Ben sensiz bir hiçmişim..Tüm varlığı idare eden ben. Koca bir Hiç! Ben olmasam sen yoksun. Soyut ve her şeyi çeken niye ben..?’



Beden geri çekilir gibi olur ve : ‘ Evet, haklısın galiba, bu kadar çabuk pes etmek.. ama haklısın… Ne zaman sen benden gitsen artık tutmayacağım seni! Bu sefer kazandın Ruh..


Bu sefer sen Kazandın…! Özgür olmayı hak ediyorsun sen. Benden ayrı olmayı.. Ben insanı yürütürüm.. en durup, düşündürür, duygular buhranına sokar çıkarsın. Bu sefer sen kazandın Ruh.. Özgürsün..

_DeatH_666_

_DeatH_666 

çığlıklarla irkilmek istediğim bir andayım.kör bir bıçakla kaderimi çiziyorum üstüme acının doruklarına ulaştığım anda.kanımı döküp kendimi deşifre etmek istemiyorum.gözlerimi çıkardım aynadaki iğrençlik yığınını izlemekten.uçarı derimi yüzüp sadece et ve kemik olarak karşındayım.sesinin her titremesi nefesinin sıcaklığıyla şekilleniyorum.kabuk bağlıyorum bilinmeyen gerçekliğime...korkularıyla yok olmuş bir ruhla karşı karşıyasın gördüğün ise sadece senin yansıman.inanmadın kabullenmedin aynısını yaptığını hatırlamıcak şekilde.işte çığlıklarla yayılıyor omurumdan tutup beynimi çeker şekilde.duruma tepki veremem donup kalmam tek çaresizliğim...

My Friend....

Çoktan Ölmüş Olmalıyım..

DoKunM@ B@n@  

Bir kuyuda unutulmuştum. Çoktan ölmüş olmalıydım. Üzerime yığılı taşlardan bir kilise korosu yankılanıyordu. Gökyüzünün gölgesi soluyabileceğim havayı sıvılaştırıyor, günün ilk saatlerini eziyordu. Uzaklarda, bir kadın idam ediliyordu. Güneş doğarken, henüz tam aydınlanmamış gri denize bir kova kan döküldü, peşi sıra sahipsiz, çıplak bir ceset yavaşça suya bırakıldı. Elimdeki bataklık orkidesini sıkarak sarı bir sütte boğuldum.

Bedenini yok etmek ve yeniden yaratmak. Yitirdiklerini yeniden yitirmek. Unutmak. Müzikte yok olmak. Korkuyla terlemek, düşünmekten vazgeçmek, bir an bile gözünü ayıramadan, sabit bakışlarla duvarlara bakmak, artık geri gelmeyen bir ezgiyi boş yere beklemek. Bedenini parçalara ayırmaya devam etmek. Hiçbir şey ummamak, hiçbir şey beklememek. Bir taş, bir ağaç, bir toz zerresi olmayı öğrenmek. Acıyı kaslarında, karnında duyumsamak, dünyayı rahminde taşımak. Kırılan tırnaklarla çizmek. Kendi ellerinle konuşmak. Ölmek. Olmak.

Bir ağacın köklerinden başlayıp doğan güneşe doğru bir yolculuk yapmak ve var oluşunun gerçek öyküsünü bir ağaçtan dinlemek.

Çünkü kendimi arıyorum, kendi öykülerimi. Tahta sandalyenin üzerine asılı kementte, iki bin yaşındaki zeytin ağacının boğumlarında, uğursuzluktan korunmak için kulübenin kapısına diri diri çivilenmiş baykuşun son bakışlarında, ormanın derinliklerinden öldürülmek için çıkıp gelen ceylanda, avcıdan kaçan yaralı hayvanda – yarısı parçalanmış gövdesini güçlükle sürükleyen bir tilki. Giderek korkunçlaşan imgelerde, parçalanarak çoğalan tek öyküde. Yaşamın sesinin zayıfladığı öykülerde.

Bu gece göğsünden siyah kan sızan bir kadınım. Daireyi kesen Ay-Kadın.
Tabut çivileriyle mıhlandığım bir yoldayım bu gece. Parçalanarak, kırarak, dağıtarak, yok ederek, küçük hayvancıkların ve midye kabuklarının üzerine basarak yürüyorum; adımlarım vahşi bir ritimde; sadece benim görüntümü yansıtan uzaklardaki bir aynaya doğru. Daha karanlığa ve daha derinlere, bedenin diplerinde saklı ölüme doğru. Bir ormanın kalbine yaklaşır gibi sessizlik artıyor, artıyor. Eski bir yolculuğun izlerinde kayboluyorum.

Köşeye sıkıştırılan hayatın çığlığını duyar ve alayla gülümser ölüm. O herkese farklı bir yüzünü gösterir ve yüzü maske gözleri kadar sır doludur.

Gözlerimi karanlığa açtığımda onu hatırladım. Onun bakışsız heykel gözlerini. Boşluk olmayı, yalnızca boşluk olmayı reddetseydi, tek bir an için gözleri bir bakış kazansaydı, giderek küçülen gözbebeklerinde kendi imgemi görebilseydim, hiçliğin yankısı yerine bir tını duyabilseydim.

Kendinin Medea’sı olmak. Bedenini parçalamak, göğüslerini kesip açmak, gizledikleri acıyı çekip çıkarmak. Sahipsiz gözlere sunmak, bir avuntu bekleyemeden. Yüzünü maskesiz ve çırılçıplak gösterecek aynalar, kanından aynalar yaratmak. Ne kadar derinlere dalsan da bulamayacağın bir şeyi, hiç ulaşamayacağın dipleri aramak. Çirkin bir maskeyi yüzün sanmak. Her kopuşta parçalanmak. Bir parçanı geride bırakmak, her ayrılışta, her unutuşta. Sonra izlerinden, o çürümeye başlamış uzuvlarından ve kan pıhtılarından ve korkunç öykülerinden kendini yeniden kurmaya çalışmak. Geriye doğru yaşayan büyücü gibi ölümünü yaşamından önce öğrenmek. Hiçliğe feda olmak. Kendini bulmak ve yeniden yitirmek.

Hayatın rasgele öfkesine karşı durabilen tek güzellikti. Neydi o benim için? Hiç gidemeyeceğim bir sekoya ormanı. Dudaklarda donup kalan bir gülümseyiş, söylenmek istenmiş de bir türlü söylenememiş, gırtlakta takılıp kalmış bir söz, postaya verilmemiş bir mektup. Görülemeyen kentler, doruklarına çıkılamayan dağlar, sırları keşfedilemeyen ormanlar. Hiç gidemeyeceğim bir okyanus. Başlamamış ilişkilerin acısı. Sonu getirilemeyen cümleler.

İnsan karanlık, dipsiz bir kuyudur. Acısının derinliklerinde boğulur.

Kendimi buldum ve yeniden yitirdim; sabah olmadan unutulan düşlerde, dalgaların sildiği kuma çizilmiş resimlerde, yaraların sessizce kabuk bağlayışında iyileşirken, yakılan kuru yapraklarda, çiçeklerin güneş batarken kendi içine kapanışında. Acıyla bağırırken şarkısı dinlenen bir güvercin oldum, yaralı gövdesindeki kurşunun anlamını çözmeye çalışan bir kurt, bir sekoya ağacı. Sekoyalar, sekoyalar, sekoyalar... 

YanLız KaLmıŞım YiNe...

regfgrzh3fc9pv9 

Yalnız kalmışım yine ,
Beynimi sürekli meşgul eden ,
Beni yalnızlığa iten düşünceler var sadece yanımda ..
Gidiyorum nereye gittiğimi bile bilmeden ,
Gözlerimde yaşlar ..
Karşımda çıkmaz bir sokak !
Sonu olmayan karanlık bir yer …
Aydınlık olsan da insanı karanlığa iten..
Bakıyorum etrafıma ;
Göremiyorum hiç kimseyi , hiçbir şeyi !
Bana görünen sadece karanlık
Ardıma dönüp bakamıyorum …
Bulamıyorum hiçbir yeri
Zaten benim dünüm var zehir gibi . .
Neye ne çare arıyorum ki ben ?!
Kalıyorum o köşede , çöküyorum . .
Yorgunum , çok yol aldım bu sokakta .
Ağlıyorum çaresizce . . .
Kurtaranım olur mu acaba ,
Çıkaran olur mu beni de aydınlığa ?
Hiç sanmıyorum ! . .
Beni yalnızlığa iten , karanlığa iten kişiler
Beni neden çıkarsınlar o karanlıktan ?!!
Yalnız kalmışım , ağlıyorum . .
Bu karanlıkta çürümeye yüz tutuyorum . . .

Nefretimde Boğulan Cümleler...

61426_6229  

Kana bulanmış sözlerin
Katil olmuş ellerin
Senin kadar yalan
Benim kadar gerçek

Yüregin karanlık korkusu
Hayatın sahiplenme duygusu
Hayallerin kadar bulanık
Gözlerin kadar korkak

İçindeki şeytanın sevgisi
Sevgini yoketmiş gibi
Kabolmak uğruna
Karanlıga gömmüş kendini

Umutla büyüttügün bu hayat
Kana susamış bir canavar
Ya sensin bir gerçek
Yada bir başkası tek seçenek

Ruhumuzu çevreleyen zombiler
Bir seni bırakmış bir beni
Sararıp solmuş sayfaların nedeni
Yüreğindeki yanan ateşin tek eseri
Nefret,nefret ve sen

Önüme Eğilmek (Ölüme Eğilmek)

wishtodrownbyblueblack4jf 

Güneşin beni kandırdığını bildiğimden aldırmıyorum pencereme;
Gözlerimi bir açabilsem; bir görebilsem rüyalardan sıyrılıp dünyayı keşke…
Önüne bak, önüne eğil, önünü gör diyorlar yine;
Bilmiyor hiçbiri; önüme eğilmek, ölüme eğilmek benim sözlüğümde…

Yeni doğan her günle; yeni bir şeyler doğuyor içime nedensizce;
Gülümsememin sebebini araştırmak; rüyalarımdaki gökyüzünü insanlara göstermek gibi…
Kırılganlığım katlanarak büyüyor yalnızlığın nasırlı elleri değdikçe hayallerime;
Kalbimdeki okyanusları önüme getirmek istesem de okyanuslarım tutunuyor düşlerime…
Önüne bak, önüne eğil, sıyrıl kendi dünyandan ve önünü gör diyorlar yine;
Bilmiyor hiçbiri; önüme eğilmek, ölüme eğilmek benim sözlüğümde…

İnanmak istemediğim kadar acı veren bu evrene ait olmadığımı haykırıyorum gökyüzüne;
Saçlarıma dokunma rüzgar; saçlarımın kokusunu götürürsen kırılacağım milyon kere…
Nereden düştü bu karanlıklar, yalancılar,insanların vazgeçilmez muammaları gibi önüme?
Önüne bak, önüne eğil, önünü gör diyorlar;önümdekilerin ürküttüğü sessizliğime,
Bilmiyor, anlamıyor, göremiyor önümdeki vahşeti hiç kimse…

Önüne eğil diyorlar bir kez bile dokunmadan incitilmiş yüreğime;
Önüme eğiliyorum;
ÖNÜME EĞİLMEK,
ÖLÜME EĞİLMEK BENİM SÖZLÜĞÜMDE!
ÖLÜME…

Dayanılmaz acıların, kusursuz afişi…

serpentskiss8iz  

Yalnız geçen zamanlarımın birer intikamı gibi bu saatler. Acımasız ve keskin. Olduramadığım her isteğimin, insafsızca yargısı. Kusursuz bir başkaldırış sonrası dayanılmaz acıların başlangıcı. Her bir kırbacın acısına bir sonrakinin hızı ekleniyor. Vücuduma değmeden tenimin sızlamalarını hissediyorum. Acı ama gerçek olan, içimdeki sessiz çığlıkların ruhumdaki yankılarını duyabiliyorum. Kararsız, güçlü ve içler acısı…
Gözlerimde biriken yaşlarımın sıcaklığı içime attığım sevgilerimi besliyor. Öldürmüyor, tam aksine güçlendiriyor. Kanayan yaralarımın o güçlü tırmanışı durmak bilmiyor sanki. Hissettiklerim, daha önce yaşanmamış bir hayat misali. Her bir yara, ölüme götürürcesine karşımda sırıtırken, daha sonra yaşayacaklarımın reklamını yapıyor.

Dayanılmaz acıların, kusursuz afişi…

"gülümse birkez benim için eğer duyuyorsan..."

  the_mask_of_pantomime_by_FallenAngelBear

Yarım kalmış bir yazının üstün körü çizilmiş küçük karakterleri arasında bir yüz belirdi. konuşmak istercesine ellerini oynatıyor, kendini parçalıyordu... yapamadıklarını anlatması için çizenden rehber olmasını istemişti, ilk cümle şöyle başlıyordu "yarım kalan her veda için bir kez daha sev..."

rehber anlayamamıştı ve birden ne olduğunu unuttu. kendini kaleminden düşen sözcüklerin ve çizgilerin içinde buldu. içine girdiği yazının akibetini anlamak istercesine her satırın üzerinde durdu, baktı ve düşündü. anlayamadı...
gördükleri onu daraltmıştı aslında ve kendine kızmaya başlamıştı, bunları yazan o olamazdı. zaten o değildi yazan içindeki kırık kalbi onu kontrol etmiş ve hiç ummadığı bir yere götürmüştü. geçmişi aslında o kadar karanlıktı ki, şaşkınlıktan ziyade yeniden yaşaması ona acı vermişti. tutunmak istedi çengeli olan harflere ama yapamadı. tuttuğu her çengelli harf geçmişin verdiği yorgunlukla eridi gitti. sebepsiz yere homurdanmaya başlamıştı, geçmişine küfrediyor bir an önce buradan çıkmak istiyordu. satırın sonuna geldiğinde az önce onunla konuşmaya çalışan o küçük karakter ona bakıyordu yaşlı gözlerle. kağıt ıslanmıştı. kalemin ucundan çıkan o sebepsiz cümleler ve çizimler nemlenmiş yok olmaya başlamıştı.
küçük bir söz ile olduğu yerden fırladı, içine düştüğü hayalden uyanmış yazmak için yeniden kalemi eline aldığında artık çok geç olduğunu biliyordu, konuşmak isteyen küçük karakter ona kendini anlatmak isterken kaybolmuştu. acıların içinde biriktirdiği sevgiyi rehbere vermek adına yok oluşunu hazırlamış ve son cümleyi kimseye bırakmadan kendisi yazmıştı; "gülümse birkez benim için eğer duyuyorsan..."

PETER KURTEN “Düsseldorf Vampiri“

26 Mayıs 1883'de Almanya’nın Mülheim kentinde 13 çocuklu bir ailede doğan ve daha 5 yaşında iken iki arkadaşını katleden Peter Kurten’in,10 yaşındayken bir arkadaşını Rhine nehrinde boğduğu da söylenir. Peter Kurten,“Düsseldorf Vampiri“ olarak da bilinir.

Peter Kurten küçüklüğünde babasının hareketlerini taklit ederdi ve babası kızına tecavüz ederken yakalandığı zaman, o da aynı şeyi tekrarlamaya çalışmıştı. Babasının hareketlerini kafasına işleyerek büyüyen katil, babası hapishanedeyken onun yerine kiracı olarak gelen bir köpek yakalama görevlisinden köpeklere mastürbasyon yapmayı ve onlara işkence çektirmeyi öğrenmişti. Kanın tadına ilk kez 9 yaşında bakmıştı. O yaşta kuğuların kafalarını kesip, kanını içerdi. Bu öğrendikleri onun küçüklüğündeki vahşet tecrübeleri olmuştu.

Cinayet kariyerine başlamadan önce bir fabrikada sendikacı olarak çalışan, sık kiliseye giden Peter Kurten evliydi ve çok hoşgörülü bir karısı vardı. Yaptıklarını itiraf edene kadar her şeyi karısından uzun süre gizli tutmuştu.

İlk kurbanı (5 yaşında öldürdüğü iki arkadaşı dışında) 1913 yılında öldürdüğü 8 yaşındaki Christine Klein adında bir kızdı. Kız birçok yerinden bıçaklanmıştı ve tecavüze de uğramıştı. Bunun dışında kız bölüm bölüm yakılmıştı. Bu cinayetle birlikte Peter Kurten'in seri cinayetleri başlamış oldu. Aşağıda Peter Kurten'in öldürdüğü ve kimliği belirlenmiş kişileri görebiliriz:

- Christine Klein (8); Tecavüze uğrayıp, daha sonra boğazı kesildi.
- Rudolf Scheer (45); Birahaneden evine dönerken kafasından ve boynundan ardarda bıçaklanarak öldürüldü. (13 Şubat 1929)
- Rosa Ohliger (8); Katil tarafından bir çitin arkasına çekilerek 13 kere bıçaklandı. Daha sonra olay yerine dönen katil, cesedi yaktı. (9 Mart 1929)
- Luise Lenzen (13) - Gertrud Hamacher (5); Luise Lenzen boğularak ve birçok yerinden bıçaklanarak, Gertrud Hamacher ise boğazı kesilerek bir çayırda öldürüldü. (24 Ağustos 1929)
- Maria Hahn (20); Ren nehri kıyılarında 20 kez bıçaklanarak öldürüldü ve cesedi aynı yılın kışında bulundu.(1929 sonları)
- Ida Reuter (31); Düsseldorf'un dışında kafasına inen baltayla hayata gözlerini yuman ve öldürülmeden önce tecavüze uğrayan hizmetçi kız. (Eylül 1929)
- Gertrud Alberman (5); Katil tarafından boğularak ve 36 kere makas saplanarak öldürüldü. (7 Kasım 1929)
- Maria Budlies / Budlick; Peter Kurten'in son vakası. Peter Kurten tarafından kaçmasına izin verildi.

Peter Kurten,1. Dünya Savaşının tamamını hapiste geçirdi.1921’de tahliye edildi ve 1925’te bir hayat kadınıyla evlenerek Düsseldorf’un merkezinde bir apartmana taşındı. 1929’da dedektifler, bir seri katilin sokaklarda gezdiğini anlamışlardı. İşlenen 46 suçun aynı kişi tarafından işlendiğine kanaat getirmişlerdi. Ebeveynler çocuklarını sokağa çıkarmamaya başlamış, bir süre sonra halkın büyük bir bölümü korkusundan evlerinden ayrılmamaya başlamıştı.

1930’da Maria Budlies adında bir kadına tecavüz etmiş ve kaçmasına izin vermişti. Maria, bundan asla polise bahsetmedi, ama Köln’deki bir arkadaşına yolladığı mektupta olayları anlattı. Mektup asla Maria’nın arkadaşına ulaşmadı, ama bir gün postanede mektup açılınca polisler Maria’ya ulaştı. Maria, Peter Kurten’in evini polislere bildirdi. Peter Kurten bu olaydan sonra yakalandı, artık sona yaklaşmıştı. Kimse onun neden bu son kurbanı olan kadını bıraktığını bilmiyordu.

Cinayetlerinde genellikle bir makas veya bıçak yardımıyla kurbanlarının boğazlarını kesiyor, kafataslarını parçalıyor ve kanlarını emiyordu.
Aslında tüm kurbanlarını kadınlardan seçmiyordu ve bu da onun bu işi her zaman kendi cinsel doyumluluğu için yapmadığını gösteriyordu.
Masum görünüşü altında vahşilik yatan Peter Kurten'in ismi, kriminoloji tarihindeki yerini “bir psikiyatrist tarafından sorgulanan ilk seri katil“ olarak almıştır.
2 Temmuz 1931'de,ölüme mahkûm edilen Peter Kurten, Klingelputz hapishanesinde giyotinle idam edildi. Son arzusu kendi kafası kesilirkenki kan sesini duymaktı…

“Pişman değilim. Yaptığım bütün işler beni utandırsa da, size anlatmalıyım. Geriye dönüp baktığımda bütün detaylar hiç de kötü, can sıkıcı değildi. Aksine bundan hoşlanıyordum.“

(Peter Kurten’in kendisini sorgulayan psikiyatriste söylediği sözler.)

Cinayetlerini bide onun ağzından dinleyelim.

1. Bayan Klein.(ilk cinayeti)PK:' o gece çok heyecanlı ve sabırsızdım. Eğer karşıma bir hayvan çıksaydı ona bile saldırırdım. Ama karşıma şans eseri Bayan Klein çıktı. Kadının üstüne atladım, makasımı onun alnına tekrar tekrar sapladım. Kadın yere düştü. Böylelikle bende ondan istediğim şeyi sıcakkanını aldım. Onu kana kana içtim. Makasım körelmişti sonraki kurbanlar için onu tekrar bileyip keskinleştirdim.'

2. PK:'o akşam 8–10 yaşlarında küçük bir kızla karşılaştım. Ona nereye gittiğini sordum. Eve gidiyorum dedi küçük kız. Gel ben seni götürürüm dedim ona. Elini avuçlarımın arasına aldım. Bir anda içimde bir şeyler hareketlendi, başım döndü. Kendimi kaybedip, kızın boğazına sarıldım. Sonra sağ elimle bıçağımı paltomdan çıkarıp kızın gözüne, boğazına boynuna artık neresine gelirse sapladım.
Kızı öldürdükten sonra sinemaya gittim.23.00 sularında elimde bir şişe gazyağıyla, onu yakmak için geri döndüm. Ama etrafta çok fazla insan vardı. Ben de gazyağını bir çalılığın arkasına saklayıp evime gittim. Ertesi sabah 6.00 da kalktım. İlk işim kızın yanına gidip, cesedini gazyağı ile yakmak oldu.'

3. Rudolf Scheer. PK:' O gece saat 22.00 de parka gitmiştim.3 saat boyunca bir insanın geçmesini bekledim. Sonra yoldan sendeleyerek gelen bir adam gördüm. Beni gördü ve bana anlaşılmaz laflar etti. Sinirlendim ve adama sert bir yumruk attım. Adam yüzüstü yere
yığıldı. Cebimden bıçağımı çıkarıp adamın sırtına sapladım. Adam birden kalkıp bacaklarıma sarıldı. Bunu hiç beklemiyordum ama yine de bıçağımı ona saplamaya devam ettim. Hatta bıçağımı o kadar derine sapladım ki, onu zorlukla geri çıkartabildim.
Adam bacaklarımı bıraktı ve yere düştü. Onu hendeğe kadar sürükledim. Sonra bir tekmeyle onu çukurdan aşağıya yuvarladım. Tam eve geliyordum ki onu sürüklerken, botlarında bıraktığım parmak izleri aklıma geldi. Tüm izleri ortadan kaldırmam 8 dakikamı aldı.

4. Anna Goldhousen-Bayan Mantel-Gustav Karnblum. PK:'Saat 22.00 de Lierehfeld'deki fuara gittim. Yolda yürüyen iki kadın gördüm. Onları takip ettim. Birbirlerinden ayrıldıktan sonra kadınların birine Anna Goldhousen'e bıçağımla saldırdım. Kadın bağırmaya başlayınca
yakalanırım korkusuyla oradan kaçtım. O gece Bayan Mantel ve Gustav Karnblum adlı iki kişiye daha saldırdım.

5. Gertrud Hamacher-Luise Lenzen. PK:'Saat 22.00’ye kadar kendime bir kurban bulmak için bekledim. Tam ümidimi kaybediyordum ki patikadan gelen iki küçük kız gördüm. Onları takip etmeye başladım. Sonra yanlarına yaklaşıp, büyük kıza yakında ki bir dükkândan bana bir sigara alıp alamayacağını sordum. Kıza parayı verdim, böylece o sigara almaya gidince ben de küçük kız ile yalnız kaldım. Küçük kızı kucağıma aldım ve onu mısır tarlasına götürdüm. Sonra ağzını elimle kapatıp onu yere yatırdım ve boğazını kestim. Bıçağı orada bırakıp, ötekinin yanına gittim. Kız bana sigara paketini verirken birden onun boğazına sarıldım ve onu nefessiz bırakana dek sıktım. Onu da diğerinin yanına sürüklerken kız aniden canlandı ve elimden kaçıp bağırmaya başladı. Bunun üzerine bende bıçağı alıp kıza fırlattım. Onu sırtından vurmuştum. Kız yere düştü. Bıçağı bedeninden çıkarıp bir kaç kez daha sapladım. Sonra ikisini de orada
bırakıp gittim.'

6. Ida Reuter. PK: O pazar saat 18.00 de kurban aramak için dışarı çıktım. Yanıma çekicimi de almıştım. Tren istasyonunda genç bir kadınla karşılaştım. Onu bir şeyler içmeye davet
ettim. Beraber birkaç bira içtikten sonra koruda gezinmeye başladık. O ilerisinin karanlık olduğunu ve daha ileri gitmek istemediğini. Söyledi. O sırada birinin gelip gelmediğini anlamak için etrafa bakınıyordum. Etrafta bizden başka kimsenin olmadığını anlayınca
çekicimi çıkardım ve kızın alnın tam ortasına indirdim. Kız yere yığıldı. Yaklaşmakta olan ayak seslerini duyunca kızı ellerinden tuttum ve bir çalının arkasına gizledim. İnsanlar geçene kadar bekledim. Bu sırada kız kendine geldi. Onu bırakmam için bana
yalvarmaya başladı. Onu korunun içine çektim ve çekicimi bir kaç defa daha kafasına indirdim.

7. Elisabeth Dorrier. Pk:' 23.00 sularında cebimde çekicimle etrafta dolaşıyordum. Tiyatronun önünde duran narin bir kız gördüm. Adı Dorrierdi. Ona benimle yürüyüp yürümeyeceğini sordum. İlk başta buna istekli değildi ama onu ikna etmeyi başardım. Aynı İda'da olduğu gibi onunla ilk başta bira içtik, sonra nehir kenarında yürümeye başladık. Birden onun bir adım gerisinde durdum ve çekicimi cebimden çıkardım. Tüm gücümle çekici kafasına indirdim. Aynı İda gibi yere yığıldı. Onu da çalıların arkasına çektim ve başını çekicimle ezdim.'

8. Gertrud Albermann. Pk:'Öğleden sonra 17.00 sularında bıçağımı da yanıma alıp gezmeye çıktım. Kendi halinde oynayan 5–6 yaşlarında bir kız gördüm. Yanına gelip benimle gezmek isteyip istemediğini sordum. Kız gerçekten çok tatlıydı. Büyük bir neşe içinde kendini benim kollarıma attı. Minicik kollarını boynuma dolayıp başını güvenle omzuma koydu. Boş yollardan geçip fabrikaya geldim. O ne olup bittiğini anlamadan ellerim onun küçük boynuna dolanmıştı. Boğazını sıktım, sıktım, sıktım. Ta ki nefessiz kalana dek. Sonra bıçağımı çıkarıp, vücudunu delik deşik ettim. Kızın cansız vücudunu çöplerin arasına attım. Ellerimi de oradaki çimenlere sürüp temizledim.'

9. Maria Huhn. Pk:'8 ağustos da hayvanat bahçesinde tek başıma dolaşıyordum. Birini öldürmek gibi bir niyetim yoktu. Bir banka oturdum. Yanımda oturan kız bana döndü ve benimle konuşmak istedi. Uzun bir konuşma sonucu gelecek pazar beraber dışarı çıkma kararı aldık.

15 ağustos da Stindemuhle restoranında bir şişe şarap içtik. Orada yaklaşık üç saat oturduktan sonra çorba ve bira içmek için başka bir yere gittik. Karnımızı doyurduktan sonra çayırda yürüyüşe çıktık. İşte o an onu öldürmeye karar verdim. Onu bir hendeğin yanındaki koca çalılığın arkasına götürdüm. Yere oturduk. Saat dokuzu yirmi geçiyordu. Birden onu boğazından yakaladım ve kafasını yanımdaki kütüğe vurdum ama kız kısa bir süre sonra kendine geldi. Bunun üzerine elimdeki makası boynuna sapladım. Epey kan kaybetti Kısa bir süre lanet olası tekrar kendine geldi. Kısık bir sesle bana yalvarmaya başladı. Sesine dayanamıyordum.
Sinirlendim. O sesi tamamen susturmak için makası kalbine sapladım. Kanın fışkırma sesini dinledim. Bu ses, öteki sesten daha huzur vericiydi.

10.Christine Klein. Pk:'O sıralar hırsızlıkla uğraşıyordum. Bir cumartesi akşamı kendime Wolfstrassede soyabileceğim uygun bir yer arıyordum. Klein ailesinin yaşadığı Cologne Hanı gözüme çarptı. Gece 10–11 sularında yukarı kata tırmandım. Kilitli birkaç kapıyı açtım ama içerde çalabileceğim değerli bir şey bulamadım. Derken içinde küçük bir kızın uyuduğu bir odaya geldim. Çocuğun başı cama dönüktü. Sol elimle kızın ağzını kapattım ve sağ elimle kızın boğazını sıkmaya başladım. Kız uyandı ve debelenmeye başladı ama sonunda bilincini kaybetti. Cebimde taşıdığım küçük ama keskin bir bıçak vardı. Kızın başını kucağıma aldım ve bıçağımla birden boğazını kestim. Belli bir müddet kanın akışını seyrettim. Sonra kızı yatağa yatırım üstünü örttüm. Odadaki izleri sildim ve kapıyı kızın üstüne kilitledim.

11. Charlotte Ulrich. PK:'Kızla bir bardak bira içtik. Sonra Grafenberg koruluğuna gittik. Kız
karanlıktan korkuyordu. Onu sakinleştirmek için birbirlerini seven çiftlerin hep buraya geldiğini ve el ele dolaştıklarını söyledim. Onu AŞKLAR GEÇİDİ denen gizli bir yere götürdüm. Manzara karşısında büyülenen kız daha ne olduğunu anlayamadan, çekicimi çoktan kafasına indirmiştim. Kız bir çığlık attı ve yere düştü. Yeteri kadar kan göremiyordum. Bu yüzden kızın başına var gücümle bir kaç kez daha vurdum. Kızın başının kanlar içinde kaldığını görünce onu orada tek başına, o vaziyette bırakıp gittim.

SONSÖZ

PETER KURTEN: Önüme çıkan herkesi öldürdüğüm doğru değildir. Öldürdüğüm kişinin kim olduğu benim için önemliydi. İstediğim, bağırışları ve yalvarışlarıyla beni heyecanlandıracak, kendimi iyi hissettirecek insanları bulmaktı. İnsanlara öldürmek amacıyla saldırmıyordum ama yakaladığım kişiyi bıçaklamaya başlayınca gerisi geliyordu
Eğer şu an dışarıda olsaydım ne yapardım bilmiyorum. Size hiçbir garanti veremem çünkü yaptıklarımı bilinçli bir şekilde yapmıyordum. Belki de farklı şekilde davranamazdım.
Eğer insanları öldürmeme izin verilse dünyada eşi benzeri görülmemiş bir katliam yapardım.